Çalışanımız Ozan Öztürk Bir emboli hastası ve onun kaleminden emboli ...   - Özel Yüzyıl Hastaneleri Whatsapp  Çalışanımız Ozan Öztürk Bir emboli hastası ve onun kaleminden emboli ...   - Özel Yüzyıl Hastaneleri Hemen Ara  Çalışanımız Ozan Öztürk Bir emboli hastası ve onun kaleminden emboli ...   - Özel Yüzyıl Hastaneleri Randevu Al

Çalışanımız Ozan Öztürk Bir emboli hastası ve onun kaleminden emboli ...

Çalışanımız Ozan Öztürk Bir emboli hastası ve onun kaleminden emboli ...

Çalışanımız Ozan Öztürk Bir emboli hastası ve onun kaleminden emboli ...
  • 29 Kasım 2019 10:21

Her hikâyenin bir kahramanı, her kahramanın ise bir yaşantısı vardır elbet. Hikâyelere konu olan bir yaşantıya sahip miyim bilemem ama umudunu yitirmiş insanların sesi olmaya, yaşamaları için bir sebep daha göstermeye adayım demem zor olmasa gerek. Merak ettiğinizi, bu nedenle hikâyenin yaşantısının ana kişisi olan kendimi tanıtmam gerektiğini düşünüyorum.

Adım Ozan Öztürk. 1994 yılında İstanbul’da doğdum. Şu an bu satırları yazarken iki yıl öncesine götürüyor bütün düşünceler beni. İki yıl öncesi evet, yani yirmi üçüncü yaşıma. . Görmeyen bir göze, tutamayan bir ele emboli adında yeni bir hastalığın eklendiği o zamana. Emboli; akciğer atardamarının ani tıkanması olarak nitelendirilmektedir. Oluşumu kan pıhtısının akciğerlerden toplardamara gelmesiyle gerçekleşir. Vücudun bir bölümünde oluşup kan dolaşımı ile vücudun başka bir bölümüne taşınan kan pıhtısıdır. Bir Aralık sabahıydı. Güne yine her zamanki gibi mutlu uyanmıştım. Her zaman yaptığımklasikleri devam ettirecektim bugün. Kahvaltı, ders çalışma, arkadaşlarım ile gerçekleşmesini stediğim planlarım. Bilemezdim devam edemeyeceğimi. Edemedim çünkü aniden nefes
alamıyor, yürüyemiyordum. Güneşler açan ruhum adeta karanlığa bürünmüştü. Bilmiyordum, artık hayatıma emboli adında bir hastalık ile devam edeceğimi. Nefes alamamak, attığı her adımda yorulmak ağır gelmişti bedenime. Gece yatarken iyiydim oysaki. Uyanmak güzel bir sabaha bu kadar acılı olmamıştı. Yüreğimin acısı attığım her adımda bana eşlik ettiğinde, ruhum bedenimden ayrılacak hissini veriyordu bana. Bacağım ağrıyor, nefes alamıyordum. Her şey çok kötüydü, en kötüsü de bunları yaşarken ailemin yanımda olmamasıydı. Bu kötü durumda anın şahidi arkadaşlarım yardım ediyordu bana. Duymakta zorlanıyordum artık çevremi, konuşamıyordum, yıkılmıştım. En zoru ise annem ile her konuştuğumda iyiyim yalanını sürdürmekti. Söylememeliydim belki bu yalanı. Diyebilmeliydim, ölmek istiyorum anne!

Emboli ruhumun içine işlemişken her zaman önemsediğim sınavlarıma girme zamanı gelmişti. Sekerek yürüyen, nefes alamayan bir ben görmüştü herkes. Acıyan gözler hissettim bakışlarında. Acısınlar demiştim, geçecekti biliyordum. Çaresiz düşüncelerle sınavların bitiminde eve gideceğimi düşününce mutlu oldum. Mutlu olmak mı hayır, biliyordum çünkü Eskişehir-İstanbul yolculuğunu kaldırmayacaktı yüreğim. Okumaya geldiğim bu şehirde ruhumu teslim edebilme düşüncesi ile çökmüştüm güvendiğim kolların ardına.

Gözümü açtığımda, büyük bir topluluk bakıyordu bana. Öğretmenlerim, arkadaşlarım. O an ölmemem gerektiğini düşündüm ve dayandım. Pıhtı atmıştı akciğerlerime. İyileşeceğimi düşünerek geldiğim hastane koridorlarında öleceksin sesleriyle açılan gözler ve düşündüğüm
bir gerçek yıkmıştı bütün umutlarımı. Ailemi durumdan haberdar ettikten sonra yoğun bakıma alınmıştım. Arkamdan gözü yaşlı insanlar gördüm benim için ağlayan. Ağladım bende içimden avazım çıktığı kadar. Onları son bir kez daha görememe ihtimalim vardı. Uzun süren gece bitmek bilmedi benim için. Neredeydi ailem diye düşünürken karşımda olmaları ayağa kalkmam için bir sebepti. Yürüyemiyorum anne, kalkamıyorum diyemedim. Güçlü durmaya çalıştım, hiç güçlü değilken. Nereden bilebilirdim hastane koridorlarında yaşam savaşı vereceğimi ve benim için üzülen o kadar insan olacağını. Yaşam savaşı veriyordum doktorların dediğine göre. Ölecek, yaşarsa felç kalacak diye söylenilen cümlelerin ardından yaşamak isteyen bir ben doğmuştu benliğimden. Üç gün yoğun bakım, yedi günlük yatış ile aldığım ilaçlar, doktorların, ailemin, sevenlerimin desteği, yaşama isteğim ve gösterdiğim çabalar hayata tutunmamı sağlayacaktı. İnanıyordum, çaresizce geldiğim hastane koridorlarından umutla çıkacaktım. Yine gülecektim, yeniden yürüyecektim. Umudun elini tutacaktım sıkıca, hiç bırakmadan. Peşimi bırakmayan umut elimden tutmuştu ve dudaklarımın arasından bunu yaşayanlara
umut olabilen son söz:

‘’Evet, ben oyum. Emboli hastalığı bana uğramaz, bana bir şey olmaz diyen çoğu insandan biriyim. Yakalandığım hastalığı doğru tanı ve tedavi yöntemleri ile yendim. Çünkü Emboli değil, ben güçlüyüm.’’ olmuştu.