Evlilikte İletişim   - Yüzyıl Hastaneleri
7/24 Canlı Destek
ÖZEL YÜZYIL HASTANESİ
 E-RANDEVU
Evlilikte İletişim

Evlilikte İletişim

Evlilikle birey uzun bir hayat yolculuğuna başlar. Bir evliliğin sağlıklı ve uzun ömürlü olması için gereken şartlardan bazıları; çiftlerin doğru iletişim kurabiliyor olmaları ve duygu paylaşımının doğru yapılabiliyor olmasıdır.

İletişimi; sağlıklı iletişim, çatışmalı iletişim (tartışmaya ve kavga etmeye yönelik konuşma tarzı) ve iletişimsizlik olarak ele alabiliriz. En kötüsü de iletişimsizliktir. Çünkü iletişimsizlik sorunları uzatır, yeni problemler yaratır, kişilerde değersizlik duygusu oluşturur ve kendini ifade edebilmeyi engeller.

Sağlıklı bir iletişim için sözlü (verbal) iletişim olduğu kadar sözsüz (non-verbal) iletişiminde önemi büyüktür. Konuşurken seçtiğimiz kelimeler, vurgulamalar, sesimizin tonu, söyleyiş tarzımız ve beden dilimiz doğru iletişim kurmak için dikkat edilmesi gereken hususlardır. Çiftler arası uyumu yakalayabilmek için her iki tarafın birbirine üstünlük sağlamadan özellikle karşısındaki insanı kontrol altına almaya çalışmadan bir iletişim tarzını benimsemeleri gerekmektedir. Emir vermek, sürekli nasihat etmek, müdahaleci davranmak ve ya bencil bir tutum sergilemek yerine fikir veren, seçenekler sunan, farklı bakış açıları geliştiren, karşı tarafın fikirlerine saygı duyan ve önem veren yani istişareyi ön planda tutan ve tevazu gösteren bir şekilde yaklaşılmalıdır.

Eşler arası üstünlük kurma psikolojisine girmemek çok önemlidir. Aksi takdirde çatışmalara sebep olur. Evlilik rekabet ortamı ve ya yarışma ortamı değildir.  Çiftler arası zıtlaşma ve çatışmalara dönük iletişim yerine, karşılıklı uyum, anlayış ve sorunlar karşısında çözüm odaklı adımlar atılması doğru iletişim kurmanın bir gereğidir.

Her zaman ‘’konuşarak çözüm aranmalıdır’’. Kimileri tavır göstererek hislerle ve hareketlerle çözmeye çalışırlar problemleri. Bu da kişilik çatışmalarına sebebiyet verir. Kadın ve erkek iki farklı biyoloji ve fıtrata sahip varlıklardır. Aynı şekilde duygu aktarım şekilleri de birbirinden farklıdır. Bu farkları anlayabilmek iletişimde çok önemlidir. Erkekler özellikle stresli olduklarında zihinsel dinlenmeye geçerler yani sessizleşirler, kendi içlerinde konuşurlar ve çözüm üretmeye çalışırlar çünkü sistematiği bu şekildedir. Fakat kadın iyi hissetmediği zamanlarda konuşma ve anlatma ihtiyacı duyarlar. Sorunlarını düşünmek yerine konuşarak çözmeye yönelirler. Erkekler bu durumu; kadınlar çok konuşuyor, hiç susmuyor diye suçlarlar. Kadınlar ise kocam beni sevmiyor benimle hiç konuşmuyor şeklinde yorumlamamalıdır. Özetle, kadının konuşma ve paylaşma ihtiyacını erkek yanlış anlamamalı ve erkeğin suskunluğunu da kadın yanlış anlamamalıdır. Böyle durumlarda çiftler şu cümleleri kurabilir; sakin ve şefkatle yaklaşıp sıcak bir ses tonuyla, gülümseyerek gerekirse kucaklayıp seni dinlemeye hazırım ve hep yanındayım. Anlatmak istersen ben buradayım sana destek olabilirim, seni anlıyorum ve ne hissettiğini tahmin edebiliyorum gibi sakinleştirici bir tavırla yaklaşılmalıdır. Duygu paylaşımı iyi yapılırsa kişi kendini anlaşılmış hisseder ve mutlu olur. Bazen sadece çözüm yolu bulunamasa bile dinlenilmiş olduğunu hissetmek bile kişiyi tatmin eder ve değerli hissettirir. Eşler birbirini rahatlatmalıdır. Bu tür davranış şekline ‘’katarsistik yaklaşım’’ denilmektedir.

Evlilik öncesi  onaylanmayan bir çok yönün evlendikten sonra değişir düşüncesiyle görmezden gelinmesi yapılabilecek en büyük hatalardan biridir. Çünkü evlendikten sonra görmezden gelinen şeyler bir çığ gibi büyür ve karşımızdakini değiştirmeye başlarız. Fakat unutulmamalıyız ki eşler birbirlerini değiştirmek gibi bir göreve sahip değildir. Değiştirmek isteği kadınlarda daha sık görülebilir. Eğer taraflardan biri değiştirme talebinde bulunursa, evlilikte sorun vardır diyebiliriz. İçinde yaşadığımız toplumda karşı tarafı suçlamak çok yoğun bir reflekstir. Çiftler genellikle problemin sebebinin karşı taraf olduğunu düşünürler. Hiçbir ilişkinin problemi tek taraflı ortaya çıkmaz. Her evlilikte çıkan problemlerde her eşe düşen bir pay vardır. Hedef suçlu aramak değil problemi aramak olmalıdır. Eğer probleme çözüm odaklı yaklaşılırsa uyum sağlanır ve sorun ortadan kalkar. Bu noktada empatik yaklaşım tarzını benimsememek ortaya bir güç savaşı çıkarır. Evlilikte kazanan veya kaybeden olmamalıdır. Çünkü evlenen bireyler aynı safta, aynı takımdadır aslında. Bunun farkında olan çiftler birbirlerine ön yargıyla yaklaşmamayı uygun görmelidir.

Son zamanlarda aile müessesi zedelenmek istense de aile kavramının önemi daha fazla topluma aktarılmalıdır. Aile bağlarının zayıflaması günümüzde boşanmalara ve anlaşmazlıklara sebebiyet vermektedir. Evliliğin ve aile kurmanın doğasını anlayabilmek için biyolojik, psikolojik, sosyolojik ve kültürel temellerini iyi anlamak ve öğrenmek gerekiyor. Mutlu bir birey, mutlu bir evlilik yapar; mutlu bir evlilik mutlu bir aile kurar; mutlu bir aile de mutlu çocuklar ve böylece mutlu bir topluma neden olur.